21 Eylül 2017 Perşembe
Anasayfa > TEKNOLOJİ > ABDESTDE; ÇIPLAK AYAK ÜZERİNE MESH EDİLİR Mİ?
ABDESTDE; ÇIPLAK AYAK ÜZERİNE MESH EDİLİR Mİ?

ABDESTDE; ÇIPLAK AYAK ÜZERİNE MESH EDİLİR Mİ?

18.04.2017 15:46:34 12 14 16 18 yazdır
" Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklerinize kadar ellerinizi yıkayın;
" Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklerinize kadar ellerinizi yıkayın; başlarınızı meshedip, topuklara kadar ayaklarınızı da ( yıkayın). ( Buraya dikkat edilirse meali veren mütercim yıkamak lafzını parantez içinde vermiştir. Konuya ihtiyatlı yaklaşanlar... ( başınızı meshedin ayaklarınızı da" diyerek bırakmaktadırlar. Bu ayetin meali, Diyanet Vakfı'nın bir heyete yaptırdığı mealden alınmıştır.)
" Eğer cünüp oldunuz ise , boy abdesti alın. Hasta, yahut yolculuk halinde bulunursanız, yahut biriniz tuvaletten gelirse, yahut da kadınlara dokunmuşsanız ( cinsî birleşme yapmışsanız) ve bu hallerde su bulamamışsanız temiz toprakla teyemmüm edin de yüzünüzü ve ( dirseklere kadar) ellerinizi onunla meshedin. Allah size her hangi bir güçlük çıkarmak istemez; fakat sizi tertemiz kılmak ve size ( ihsan ettiği ) nimetini tamamlamak ister; umulur ki şükredersiniz." ( Mâide sûresi, âyet 6 )
" Ey iman edenler! Siz sarhoş iken - ne söylediğinizi bilinceye kadar- cünüp iken de- yolcu olan müstesna- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur veya yolculuk üzerinde bulunursanız, yahut sizden biriniz ayak yolundan gelirse, yahut kadınlara dokunup da ( bu durumlarda) su bulamamışsanız o zaman temiz bir toprakla teyemmüm edin: Yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz Allah çok affedici ve bağışlayıcıdır. " ( Nisâ sûresi, âyet 43)
Malum olduğu üzere, abdest alması veya gusletmesi gereken bir Müslüman su bulamadığı takdirde toprak ve yeryüzü cinsinden bir şeyle teyemmüm eder.
Teyemmüm hem abdest, hem de gusül yerine geçer. Ayrıca suyu kullanmaya engel olan hastalık, korku, suyun uzakta olması gibi bazı özür ve durumlarda teyemmümü caiz kılar.
Sanırım, bu yazımla yine, atalarcı zihniyet mensuplarını, gelenekçileri, sufi çevreleri, mistik kişileri ürküteceğim, hakkımda ileri, geri konuşmalarına sebep olacağım.
Olsunlar!.. Yani, birileri rahatsız olacak diye, düşünmeyelim mi? bu mevzularda araştırma yapmıyalım mı? Zaten, gelenekçilerin hep arzularını, kırılmamalarını, incinmemelerini düşüne düşüne İslam'ı bu günkü hale düşürdük ve getirmiş olduk.
Hani, Maide sûresi, 6 n cı ayeti kerimesinin içerisinde geçen bir kelime bulunmaktadır. " Ercüleküm" kelimesidir. İşte, bütün mes'ele bu kelime üzerinde durulmuş, tartışma, konuşma, yorum, fikir ileri sürme bu kelimenin okunuşuna göre olmuştur.
" Burada ayete dil bilgisi kurallarına bağlı kalarak mana verdiğimizde anlam şudur: " Ey iman edenler! Namaz için kalktığınızda yüzünüzü ve dirseklere kadar  ellerinizi yıkayın. Başınızı ve ayaklarınızı da topuklara kadar meshedin."
İşte mesele bütünü ile bu cümlelerde düğümleniyor. İki cümle ikisi de aynı ölçülerle söylenmiş adeta şiir gibi ölçüleri ve öğeleri birbirinin aynı.
Şimdi ikinci cümlede geçen ayak kelimesini kendi yüklemi olan " meshetme" üzerine atfedilecek iken, bir önceki cümlenin yüklemi olan " yıkamak" üzerine atfedilerek ayakların da eller gibi yıkanacağı manası vermektedir.
Bidayetil Müctehid'in Müellifi İbni Rüşt: " Cumhur ' ercüliküm' kıraatınde bir takım tevillerde bulunmuştur. O tevillerin en güzeli, atfın manevi olmayıp lafzî olmasıdır. Çünkü Arap dilinde bunun örneği yoktur" demektedir.
Bunu bildiğimiz iki cümleyle izah edecek olursak: " Ali yüzünü ve dirseklerine kadar ellerini yıka, başını ve topuklarına kadar ayaklarını da meshet."  Bu cümlede Ali ayaklarını yıkamayı mı anlar yoksa meshetmeyi mi?
Türkçe'de ayakların meshedilmesini anlayacağı kaçınılmaz bir durumdur. Ancak ümmet bu konuda ihtilaf etmiştir. Bunun sebebi iki ayrı okuyuş biçiminden gelmektedir.
" Ercüliküm" okuyanlar ayakları meshetmeyi anlamış ve bunu savunmuşlar; " ercüleküm" okuyanlar da ayakları yıkamayı anlamış ve bunu savunmuşlardır. Her iki grup da kendilerine göre deliller ileri sürmüşlerdir. " ( İktibas Dergisi, Aralık 2008, sayfa 46-47 )
Bu açıdan hareketle, şunu demeden geçemiyoruz. Ayeti kerime içerisinde geçen söz konusu " ercüleküm" kelimesini aynı şekilde kıraat edenleri de saygı ile, hürmetle karşılıyor, " ercüliküm" diye okuyanları da alkışlıyorum.
Bendeniz, hayatımda, daima ayaklarımı yıkarken, Prof. Dr. A. Bayındır gibi muhterem hoca efendilerin de görüşleri, düşünceleri, yorumları, bu mevzuda araştırmaları da, takdirle, saygı ile, alkışlanarak karşılanmalıdır.
Çünkü, bu tür tartışmaların  Asr-ı Saadet dönemi Müslümanlarının arasında vuku bulduğunu, gündeme geldiğini, hatta, savaş hallerinde , bu yüzden soğuk su ile gusül yaparak, ölenlerin sahabe olduğunu siyer kitaplarında okumakta ve müşahade etmekteyiz.
Bu sebeple, yaralı sahabinin gusül sonucu ölmesi nedeni ile, Resulullah (sav)'in öfkelendiği, kızıştığı, ve " onu siz öldürdünüz" şeklinde sitem ettiğini bilmekteyiz ve okumaktayız.  ( Amr İbn As mes'elesi)
Sevgili akademisyen hocamız, Prof. Dr. M. Hayri Kırbaşoğlu'nun araştırmasına binaen, yukarıda zikredilen uygulamayı Resulullah (sav)'in de yaptığını, yani çıplak ayak üzerine mesh tatbik ettiğini, aynı, uygulamayı, Ebu Hanife'nin de, hayatı içerisinde yaşadığını izah etmektedir.
Burada, şunu kesinlikle ifade etmekten geçmeyelim:  Mes'eleyi, mezhebi ayrılıklardan dolayı izah etmekten öteye geçerek, bu hususu mezhepler üstü olarak, Kur'an'ın emirleri doğrultusunda değerlendirmek lazımdır.
Çünkü, İslam; bir kolaylık dini olduğuna göre, bu yüce dinde zorluk, meşakkat bulunmadığına göre, bu tür hayati, olmazsa olmaz sorunları, A. Bayındır, M. H. Kırbaşoğlu ve benzeri ilim otoritelerini dinleyerek, bu hususta onların görüş ve düşüncelerine dayanarak yaşamak, uygulamak gerekmektedir.
Aksi halde, her önüne gelen kişilerin yazmış oldukları ilmihal kitaplarına, ticari eserlerine dayanarak, müsteniden  değerlendirirsek, bu tür bir tutum ve davranış, bizi gelenekten, atalarcılıktan kurtaramayacaktır.
Netice olarak;
Az çok okuyan, araştıran biri olarak bendeniz, hep ayaklarımı yıkamışımdır. Ama, bu demek değildir ki, bu hususu dillendiren hoca efendiler yanlış, haksız, rast gele atmaktadırlar, diye bir tutum ve düşünce içerisinde bulunamam.
Bir kere, Kur'anî emirlerde, ferdi, kitlevi menfaat ve faydalar göz önüne alındığına göre, Müslümanların, abdest alırken el ve yüzlerinin ön planda olmasını, el ve yüzün sürekli dışarı ile temas halinde bulunmasına dikkat edilmelidir.
Başın ve ayakların mesh mes'elesi ise, ikincil durumdadır. Sürekli, dış alemle irtibat halinde değildir. Bu da sorunun bir başka değişik şeklidir.
Bir kere, toplum olarak, teyemmüm mes'elesinde bile, sınıfta kalmış bir milletiz. Giriniz camii cemaatının arasına; kaçta kaçı, teyemmüm nasıl yapılır sorusu karşısında dökülecek, hemen, sokaklara dökülerek, toz toprak, aramaya kalkışacaktır.
Rabbimiz!.. Bu aziz millete, Kur'anî algı lütfetsin!.. Selam ve dua ile..
Etiketler : mehmetdalkilinc
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Kategorinin Diğer Haberleri