| ||||||||||
| ||||||||||
HABER ARAEN ÇOK OKUNANLAR |
Özberk; Eğitim Çalışanları Mağdur ediliyor
Özberk; Eğitim Çalışanları Mağdur ediliyor Özberk; “Eğitim Çalışanları Mağdur ediliyor” Türk Eğitim-Sen Kahramanmaraş 2 Nolu Şube Başkanı Bünyamin Özberk, eğitim çalışanlarının mağdur edildiğini hatırlatarak basın açıklamasında bulundu. Özberk açıklamasında şöyle devam etti: “Türk Eğitim-Sen Genel Merkezi önderliğinde 13 Mart 2010 Cumartesi günü Ankara'da sözleşmeli öğretmenlerimize destek amacıyla büyük bir yürüyüş düzenlenecektir. Bütün eğitim çalışanlarının büyük yürüyüşe destek vermelerini istiyoruz. Vereceğiniz destek sizleri dikkate almayan yöneticilerin, dikkatini çekecek ve sorunlarınızın çözümünü hızlandıracaktır. Mart 2010 Cuma günü saat 21.00 da Şube binamızın önünden topluca hareket edilecek, Cumartesi sabahı Ankara'da yürüyüşe katılıp, aynı gün akşamı tekrar dönülecektir. Sözleşmeli öğretmenlerimize kadro verilmesi ve memurlara toplu sözleşme ve grev hakkını almayı hedefleyen "Büyük Yürüyüş"e katılmak isteyenlerin sendikamıza başvurmaları gerekmektedir. Türk Milli Eğitimi çözüm bekleyen sorunlarla baş başadır. Çünkü Milli Eğitim Bakanlığı, sorun çözmek yerine, sorun üreten bir merci haline gelmiştir. Milli Eğitim Bakanı eğitimin, eğitim çalışanlarının sorunlarına hâkim değildir, eğitimi otomatik pilottan çıkaramamıştır. Milli Eğitim Bakanı eğitim camiasında verdiği sözleri yerine getirmeyen, güvenilmez bir bakan haline gelmiştir. Eğitimcilerin umutlarını söndüren Milli Eğitim Bakanlığı, geleceğinden emin olamayan, huzurlu çalışamayan, mutsuz bir eğitimci kitlesi oluşturmuştur. Milli Eğitim Bakanı sözleşmeli öğretmenlere verdiği bir söz bulunmaktaydı. Bakan Çubukçu, sözleşmelileri kadroya alacağını ve bundan sonra sözleşmeli öğretmen alımı yapmayacağını açıklamıştı. Hatta Çubukçu bunu kendisini ziyaret eden Türk Eğitim-Sen heyetine 24.06.2009 tarihinde söylemişti. Çubukçu bu müjdenin ardından kısa bir süre sonra, ikinci bir müjde daha vermiş, sözleşmeli öğretmenlerin kadroya alınmasına ilişkin düzenlemeyi Kasım ayına kadar yetiştirmeyi planladıklarını açıklamıştı. Bakan Çubukçunun bu sözleri üzerine sözleşmeli öğretmenler rahat bir nefes almış ve kadroya geçecekleri günü sabırla beklemişti. Ancak aradan aylar geçmesine karşın, sözleşmeliler kadroya alınmamış, sözleşmeli öğretmen alımına da devam edilmiştir. Hatta Bakan zaman zaman konuyla ilgili Maliye Bakanlığı ile görüşmelerin sürdüğünü söylese de, Maliye Bakanlığı sözleşmelilerin kadroya alınmasıyla ilgili bir çalışmaları olmadığını açıklamıştı. Aylardır oyalanan sözleşmeli öğretmenler, bugün büyük bir hayal kırıklığı içerisindedir. Türk Eğitim-Sen olarak artık sabrımız kalmamıştır. Sözleşmeli öğretmenlerin mücadelesine ilk günden bugüne her zaman destek olan sendikamız, artık verilen sözü yerine getirmeyenlerin bulundukları makamı daha fazla işgal etmemesi gerektiğini düşünmektedir. Öte yandan, kadrolu öğretmen dışındaki öğretmen istihdamı tüm hızıyla sürmektedir. Sözleşmeli, ücretli, vekil adı altında öğretmen istihdamı yapan Milli Eğitim Bakanlığı, adeta kölelik sistemi oluşturmuştur. 70 bin sözleşmeli öğretmenin yanı sıra, 100 bin civarında ücretli ve vekil öğretmen bulunmaktadır. Ücretli ve vekil öğretmenler iş güvencesi olmadan çalıştırılmaktadır. Aldıkları ücretler 300-600 TL civarındadır. Üstelik ücretli ve vekil öğretmen olabilmek için sadece eğitim fakültesi mezunu şartı aranmamaktadır. İki yıllık yüksekokul mezunu ya da açık öğretim mezunları da ücretli ve vekil öğretmenlik yapabilmektedir. Bu da eğitimin kalitesinin düşmesine yol açmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı, öğretmenlik mesleğini ayaklar altına alan, öğretmenlik mesleğinin onurunu zedeleyen bu istihdam modeline derhal son verilmeli ve tüm öğretmenleri kadrolu olarak atamalıdır. Sözleşmeli öğretmenlerin bir diğer sorunu da eş durumundan tayin hakkına sahip olmamalarıdır. İl emrine atanma hakkı sadece kadrolu öğretmenler için getirilmiş, ancak kısıtlamalar yapılmış, sözleşmeli öğretmenlere ise bu hak hiç tanınmamıştır. Bu nedenle sözleşmeli öğretmenler eşlerinden, çocuklarından ayrı görev yapmak zorunda kalmaktadır. Aile bütünlüğünü temellerinden sarsan bu durum, eşlerin boşanmasına, ailelerin parçalanmasına neden olmaktadır. Eşlerinden ayrı kalan, çocuklarını aylarca göremeyen öğretmenler çaresiz, tek başına bırakılmıştır. Gözü yaşlı olan bu öğretmenlerimiz, umutla eşlerine kavuşacakları, yeniden aile olacakları günü beklemektedir. Bugün Türkiye'de atanamayan 310 bin civarında öğretmen bulunmaktadır. Haziran ayında yeni mezunlarla birlikte bu rakam 350 bin'i geçecektir. Öğretmen açığı ise OECD ülkeleri baz alındığında ilköğretimde 216 bin 52, ortaöğretimde 98 bin 453 olmak üzere toplam 314 bin 505'tir. Durum böyleyken, atama bekleyen öğretmen adaylarının geleceğini çalmak, onları umutsuz bırakmak büyük bir hatadır. Eğitim fakültelerini bitirip, diplomalı işsiz olarak sokaklara atılan bu çocuklarımız, yıllarca atanmayı beklemektedir. Oysa Türkiye'de kaynak yokluğunu öne sürerek, yeterli sayıda öğretmen ataması yapmayanlar, halkın gözünün içine baka baka yalan söylemektedir. Türkiye'nin kaynakları vardır. Hükümet rant kesimine kaynak aktarmak yerine, ataması yapılmayan öğretmenlere kaynak aktarsaydı, bugün Türkiye'nin öğretmen açığı sorunu tamamen çözümlenirdi. Ancak Bakanlık yılda 40 bin öğretmen atayarak, sorunu geçici tedbirlerle çözmeye çalışmaktadır. Bu da ne öğretmen adaylarının beklentilerini karşılamakta, ne de ihtiyaca cevap vermektedir. Milli Eğitim Bakanlığı, Üniversiteler ve Yurt-Kur çalışanları da huzurlu değildir. Eğitimin tüm aktörleri bugün kan ağlamaktadır. Üniversitelerde akademik yükseltmelerde keyfi uygulamalar yapılmaktadır. Üniversite çalışanları, ekonomik ve sosyal yönden dünyadaki meslektaşlarından çok geridedir. Milli Eğitim Bakanlığı eğitim çalışanlarını kucaklamamaktadır. Eğitimin görünmeyen kahramanları hizmetliler, memurlar, teknisyenler özlük ve sosyal açıdan birçok hak kaybına uğramıştır, hizmetlilerin görev tanımları bile yapılmamıştır. MEB'de kadrolu çalışanlarla aynı işi yapmasına karşın onların yarısı kadar maaş alan, hiçbir özlük ve sosyal hakka sahip olamayan, iş güvencesinden yoksun çalıştırılan 11 bin civarında özelleştirme mağduru 4/C'li personel bulunmaktadır. Kredi ve Yurtlar Kurumu çalışanları ekonomik ve sosyal yönden sıkıntı yaşamaktadır. Ayrıca Milli Eğitimde kadrolaşma faaliyetleri tüm hızıyla sürmektedir. Usulsüz, torpilli atamalarla anılan Milli Eğitim Bakanlığı'nın imajı ciddi bir zarar görmüştür. Torpilli, usulsüz atamaları belgeleriyle kamuoyuyla paylaşan, bunlar hakkında iptal davaları açan, suç duyurularında bulunan Türk Eğitim-Sen, konunun üzerine her fırsatta gidecektir. İşte tüm bu nedenlerden dolayı Türk Eğitim-Sen, 13 Mart tarihinde Ankara'da büyük bir miting gerçekleştirecektir. 13 Mart'ta saat 10:00'da Hipodrom'dan büyük yürüyüş başlayacak ve miting Abdi İpekçi Park'ında yapılacaktır. Türk Eğitim-Sen, 81 ilden otobüslerle, binlerce eğitimciyi Ankara'ya getirecektir. Türk Eğitim-Sen olarak başta sözleşmelilere verilen sözlerin yerine getirilmemesi olmak üzere, atama bekleyen öğretmen adayları için, kadrolu öğretmenlik dışındaki öğretmen istihdamına son verilmesi için, il emrine atanma hakkına sahip olmaması nedeniyle aileleri parçalanan öğretmenler için, MEB, Üniversiteler ve Yurt-Kur çalışanlarının sorunlarını dile getirmek için yapacağımız miting'de, 950 bin eğitim çalışanının sesini Milli Eğitim Bakanlığı'na duyuracağız. Türk Eğitim-Sen'in düzenleyeceği mitinge eğitimin tüm kesimlerinden ciddi bir destek bekliyoruz. Eğitimin hiçbir aktörü haksızlığa, hukuksuzluğa, yanlışlıklara sessiz kalmamalıdır. Mitinge katılmak isteyen bütün eğitim çalışanları, şubemizle irtibata geçmeleri rica olunur. Toplu sözleşme ve grev hakkını alana kadar eylemlere devam edeceğiz. Bu haber 255 defa okunmuştur.
|
GALERİ |
||||||||
|
Afşin'in Sesi Gazetesi Bölgenin En Büyük Haber Sitesi mehmet-dalkilinc@hotmail.com Altyapı: mehmet dalkılınç |
||||||||||