20 Eylül 2017 Çarşamba
Anasayfa > TEKNOLOJİ > HZ. PEYGAMBER (SAV)' İN, SAKALI, HIRKASI VE EŞYALARI TARİHİ KIYMETE HAİZDİR !..
HZ. PEYGAMBER (SAV)' İN, SAKALI, HIRKASI VE EŞYALARI TARİHİ KIYMETE HAİZDİR !..

HZ. PEYGAMBER (SAV)' İN, SAKALI, HIRKASI VE EŞYALARI TARİHİ KIYMETE HAİZDİR !..

17.08.2017 14:24:46 12 14 16 18 yazdır
" O gün, mülk Allah'ındır. İnsanlar arasında hüküm verir. ( Bu hüküm gereği) iman edip iyi davranışlarda bulunanlar Naîm cennetlerinin içindedirler."
" O gün, mülk Allah'ındır. İnsanlar arasında hüküm verir. ( Bu hüküm gereği) iman edip iyi davranışlarda bulunanlar Naîm cennetlerinin içindedirler." ( Hac sûresi, âyet 56 )
" Muhammed, sizin erkeklerinizden hiç birinin babası değildir. Fakat o Allah'ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bilendir." ( Ahzâb sûresi, âyet 40 )
" Biz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bunu bilmezler." ( Sebe sûresi, âyet 28 )
Bu ayeti kerimelerden yola çıkarak, konumuza girecek olursak; milletimizce, Resulullah'a ait sakal, hırka, nalin, kılıç ve benzeri emanetlerinin kutsanıp kutsanmayacağıdır..  Veya,
Peygamber (as)'ın günümüze intikal eşyalarının  tarihi kıymete haiz birer emanet olduklarını mı kabul etmemizdir.
 Ne yazık ki, Kur'an ve sahih, mütevatir sünneti var iken, yaşanması, tatbik edilmesi icap ederken, insanlarımız, Resulullah (sav)'in, şahsi eşyalarını kutsamaya yönlendirilmekte, sakalı tavaf ettirilmekte, eşyaları görüldüğü zaman insanımız kendilerini tutamayarak hıçkırıklara boğulmaktadır.
Başkanlığımız, her ramazan ayı geldiği zaman, bir görevli eşliğinde, Peygamberin sakalını ziyaret başlatmakta, büyük selatin camilerde, kandil (!) gecelerinde insanlarımızın tavaf etmesi sağlanmaktadır.
Başkanlığımıza ait Avrupa camilerinde bile, sakal gezdiren görevliler, büyük alkış almakta, insanlarımız, sakalı şerif karşısında kendilerini tutamayarak, kimileri bağırmakta, kimileri de göz yaşlarını tutamamaktadır.  Onun içindir ki;
" Hz. Peygamber'in saçının temiz olması, ondan yardım ve destek beklemek, bereket ummak ve işlerin iyi gitmesi için beraberinde taşımak, Kur'an'ın genel ilke ve esaslarıyla bağdaşmadığı gibi, Hz. Peygamber'in gerçek yaşantısıyla da uyuşmamaktadır.
Kur'an'la ve Hz. Peygamber'in koyduğu genel hedeflerle bağdaşmayan bu anlayış ne yazık ki bu gün toplumda hala etkisini sürdürmektedir.
Günümüzde özellikle Ramazan aylarında Hz. Peygamber'e ait olduğu iddia edilen ve tarihi bir değere sahip olan hırka, sakal vb. şeyler insanlar tarafından teberrük amacıyla öpülüp yüze sürme gibi İslam'ın genel esaslarına son derece aykırı bir takım davranışlara alet edilmektedir.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi eğer gerçekten Hz. Peygamber'in sakalı, hırkası veya kıymetli herhangi bir eşyası bu güne kadar gelmiş ise onun tarihi bir değeri vardır. Ona gereken değeri vermemiz gerekir.
Ama onunla teberrük etmek ve kutsallaştırmak gibi davranış içine girmek inanç bakımından son derece sakıncalı bir durum olur. Bu tür yanlışlıklara düşmemek gerekir.
Unutmayalım ki,  Halid b. Velid için iddia edilen bu batıl inanış insanlar arasında yaygınlaştığı ve zaferin yahut yenilginin sebebinin böyle bir şey sanıldığı için;
Hz. Ömer onu ordu komutanlığından azletmiş ve yerine Ebu Ubeyde b. Cerrah'ı komutan yapmıştır. Hz. Ömer'in önüne geçmek için Halid'i komutanlıktan aldığı böyle batıl bir anlayış, nasıl oldu da Müslümanlar için Allah'a yaklaştıracak bir inanış haline geldi?" ( Şeytan Üçgeni, İ. Sarmış, say. 260 )
Çağımızda yaşamakta olan Müslümanlar; perişan, sefil ve bu konularda mazlum durumundadırlar!.. Çünkü, öne fırlayıp çıkarak, Müslümanları aydınlatacak, bilgi sahibi yapacak korkusuz önderlere ihtiyacı bulunmaktadır.
Yani, Resulullah (sav) gibi, Hz. Ömer ve tüm sahabe-i kiram gibi bu konularda dik duran, hurafelere kat'iyyen prim vermeyen önderler gerekmektedir..
Bir kere, ülkemizde bu konularda çok başlılık yaşanmaktadır!.. İlahiyatçı kesimler ayrı bir alem, Diyanet nötr, sufi ve mistik kesimler bu mes'elelerin avukatları, eee geriye ne kaldı ? Halkımız kalmıştır!..
Halkımızda, okumuyor, kimin kim olduğunu, neyin hurafe, neyin sevap olduğunu idrak edecek kapasitede değildir.
 Aslında, işin mühim yönü, ağırlık tarafı Diyanet olması gerekirken, maalesef, Diyanet'te kandil gecelerini ihdas etmekle, tes'id etmekle, kutlamakla, sakal gezdirmekle meşgul olduğuna göre, bu hurafeye karşı çıkacak kimler vardır o halde?.. Örneğin;
" İlk Müslümanlar bid'at ve sapmalara geçit vermemek için altında Rıdvan Biatının yapıldığı ve aşırılar tarafından kutsallaştırılarak kendisiyle teberrük edildiğini gördüğü ağacı bile kestirip ortadan kaldırırken, ne yazık ki sonra gelenler, cahiliye müşriklerinin teberrük ve takdis bid'atlarını;
Uğurluluk ve uğursuzluk mitolojisini hortlattılar ve zaferin yahut hezimetin savaş için gerekli tedbirlerin alınmasında veya ihmal edilmesinde değil, kılda, ölülerin yardımlarında, erenlerde ve hortlaklarda aramaya başladılar.
Onun için de düşman karşısında savaşları kaybederek izzetten bugün içinde bulundukları zillete düştüler.
Yüzyıllardır Kur'an'ın diriler tarafından okunup anlaşılması ve gereğinin yerine getirilmesi yerine, ne dediği anlaşılmadan lafızları papağan gibi tekrarlanan sözlerinden sevap üreterek ölülere gönderme yahut teberrük etme aracına dönüştürülürse olacağı budur.
Altında Rıdvan Biatı yapıldığı için orada kılınan namazın daha makbul olacağı veya sevabının daha çok olacağı düşüncesiyle, yahut tevessülcü ve rabıtacıların deyimiyle teberrük maksadıyla altında bazılarının gidip namaz kıldığı öğrenilen ağacı kestiren ve;
Tevhid üzerinde titreyen anlayıştan sonra, yaşayanlarla, ölmüşlerle, mekanlarla, zamanlarla, eşya ile tevessül edileceğini savunanların uydurduğu bid'atlar ne yazık ki bazı çevrelerde din yerine geçmiştir." ( a. g. eser. İ.Sarmış, sayfa, 260-261 )
Netice olarak;
Günümüz Müslümanları bu konularda uyanık, dikkatli olmaları gerekmektedir. Yavuz Sultan Han'ın, ülkemize getirmiş olduğu " Kutsal Emanetler" birer tarih olarak, kültür olarak yerini korumalı, ziyaretçilerde bu maksatla ziyaret etmelidir.
Bu ziyaretlerden, her hangi bir sevap, hayır, perestij umulmamalıdır. Tarihi, İslami kültür zenginliği olarak bilinmeli, inanılmalı, ve öylece de gönüllerimizde yer etmelidir.
İlçem Afşin'da, Ashab-ı Kehf makamı bulunmaktadır. Söz konusu bu makamda, " Kısık" diye bir mekan vardır. Bazı gafil, din bilmez ziyaretçiler, bu kısıktan zorlanarak geçmekte, günahlarından kurtulduklarına inanmaktadırlar..
Almış olduğum duyumlara binaen, aynı " Kısık" mekanı, Hacı Bektaş İlçesi Hacı Bektaşi makamında da bulunmaktaymış. Yine orada da, bazı gafil insanların, daracık geçitten geçerek günahtan kurtulduklarına, Allah'ın has kulu olduklarına dair rivayetler bulunmaktadır..
Tüm bunlar yanlış, yanlışında ayıbıdır. Yani, 21 nci asrın Müslümanları, cahiliyye çağına göre, daha uyanık, daha bilgin, daha şuurlu olması gerekirken, maalesef, " Dede Baba Türbesi"nde yatarak, şifa beklemek, Lumbago'dan kurtulmak, cinlerden felah bulmak için türbeleri aşındırmak günahın günahı, seyyiatın seyyiatıdır.. Selam ve dua ile..
Etiketler : mehmet dalkilinc
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Kategorinin Diğer Haberleri