27 Temmuz 2017 Perşembe
Anasayfa > TEKNOLOJİ > UĞUR VE UĞURSUZLUK MES'ELESİ !..
UĞUR VE UĞURSUZLUK MES'ELESİ !..

UĞUR VE UĞURSUZLUK MES'ELESİ !..

13.04.2017 15:39:48 12 14 16 18 yazdır
" Onlara bir iyilik ( bolluk) gelince, " Bu bizim hakkımızdır" derler;
" Onlara bir iyilik ( bolluk) gelince, " Bu bizim hakkımızdır" derler; eğer kendilerine bir fenalık gelirse Musa ve onunla beraber olanları uğursuz sayarlardı. Bilesiniz ki, onlara gelen uğursuzluk Allah katındandır, fakat onların çoğu bunu bilmezler." ( A'raf sûresi, âyet 131 )
Uğur ve uğursuzluk vakıası, insanoğlu var olduğu günden beri, her toplumda, her fertte tezahür eden bir husustur.
Günümüz Müslümanlarında bile, bu saçma husus, kimi insanlarımızın zihinlerini meşgul etmekte, uğur ve uğursuzluk hadisesi, evde, çocuk da, eşyada, arabada, bağda ve bahçede bile kendisini göstermektedir. Onun içindir ki;
" İslam'ın nazil olduğu dönemde Ortadoğu bölgesinde, Mecusilerde, İran ve Hint kültürlerinde ve dahi batı toplumlarında her çeşitten uğursuzluk inancı mevcuttu.
O dönemde Orta Asya'da yaşayan Türkler'de pek çok hurafenin yanında uğur ve uğursuzluk inanışları mevcuttu. Bu inanışlardan günümüze kadar tarihten süzülerek gelen, varlığını bugüne dek koruyabilmiş bazıları hala Anadolu'da canlı olarak izlenmeye devam etmektedir.
Uğursuzluk inancı belli başlı olarak günler, eşya, hayvanlar, bazı yerler/mekanlar ve bir takım fiillerle ilgili olarak ortaya atılmışsa da, hayatın hemen her alanında izine rastlanabilmektedir.
Bir nesneyi ya da bir fiili uğursuz saymanın, temelde korkulan varlıklarla ve bilhassa cinlerle alakası olduğu anlaşılmaktadır. Bununla beraber, her uğursuzluk inancının cinlerle alakasını kurmak da mümkün değildir.
Çünkü vahiyle uyarılmamış ya da vahyi doğru anlamamış toplumlar, dağ, tepe, dere, ulu kaya ve ulu ağaç, gece, siyah kedi gibi hayvanların cinlerle bağlantısına inanmış, bunlar bağlamında duydukları korkuyu izale etmek için, cinlerin şerrinden korunmak gerektiğine inanmışlardır. " ( İktibas Dergisi, Mart 2010, sayfa 13 )
Kura'n'la; haşir-neşir olmamış toplumlarda bu kabus dolu düşünceler, fikirler, meşgul edilen zihinler cirit atmaktadır.
" Uğursuz ev" " uğurlu ev" "uğursuz oto" "uğursuz gidiş geliş yolu" " uğursuz köşe" vb. binlerce yer ismi, ne yazık ki, neredeyse, imani bir mes'ele haline gelmiş, uğur ve uğursuzluk fikriyatı da, imanın esasları arasında yer alır olmuştur.
Adamcağız, uçaktan, uçağa binmekten korkmaktadır. O insana göre, uçaklar uğursuzdur. Uçaklara binilmesi, türbülans sendromu sebebiyle tamamı uğursuz ve tehlikelidir.
Veya, otosu ile yolculuk yaparken, bir yerde kaza geçirir, bir tarafı sakatlanır.. İşte, her oraya gelişin de, bir korkuya, bir endişeye maruz kalarak, o kişi için tüm otolar uğursuz, binilmemesi, yolculuk yapılmaması gereken bir araçtır.
" Cahiliye Araplarında görülen gulyabani inancı, bu görüşü desteklemektedir. Cahiliye Arapları'nın, cin ya da şeytanların bir cinsi olarak tenha/ıssız yerlerde görünerek, göründükleri kimseleri yoldan saptırdığına ve helak ettiğine inandıkları hayali varlıklara gûl dedikleri bildirilmektedir.
Anlayışa göre, gûl'un bir yabancıya görünmesi uğursuzluk sayılıyordu. Eğer böyle bir yerde bir gûl'a rastlanırsa onu hemen tek darbede öldürmek gerekirdi.
Çünkü eğer ikinci bir darbe vurulacak olursa gûl yeniden dirilirdi... Sözü edilen bu cahiliye Arapları inanışının, Anadolu'da da varlığını sürdürdüğüne şahitlik etmek, batıl inanışların sınır tanımayan gücünü (!) göstermesi bakımından ilginçtir.
Baba annelerin, gece sokağa çıktıklarında ya da karanlık, izbe yerlerden geçerken " destur!" çektiklerini pek çok insan müşahede etmiştir. Türkçede kullanılan ' ahu baba' kelimesi gulyabaniyi çağrıştırmaktadır.
Bu sebeple, Araplar, tenha/ıssız yerlerin tekin olmadığına, oralarda her an karşılarına bir ' şey'in çıkacağına inanırlardı. Dolayısıyla,
O tür yerlerden geçerken, " bu vadinin sahibine sığınıyorum" diyerek geçilirdi. Issız bir vadiden geçmek zorunda kalan kimse yüksek sesle, " ey bu vadinin azizi!" diye hitap ederek, bir nevi eman diliyordu.
Bir köye ( muhtemelen bir çok ıssız bölgeye) girerken, oranın cininden emin olmak için tavşan kemiği astıkları ya da bazı hayvanların seslerini taklit ettikleri bildirilmektedir.
Araplar, evlerdeki cinlerin ( al karısı/al basması), doğum yapan anneye ve yeni doğan çocuğa zarar vereceğine inandıkları için, lohusanın ya da bebeğin yanına değişik nesneler koyuyorlardı." ( a. g. dergi, say. 13)
Hani, kulağı çınlasın, bizim Cübbeli hoca efendi, bir konuşmasında, Kertenkelelerin bir vuruşta öldürülmesi gerektiğinden bahsetmişti. Hatta, öldürülme sebebiyle, büyük bir sevap kazanılacağını, dinde büyük bir sevap işlenmiş olacağını üstüne basa basa izah etmişti.
Demek ki, uğur ve uğursuzluk cehaleti sadece, okumamış insanlarda, inanan insanlarda görülen bir realite olmayıp, hacısında, hocasında, çağdaşında, çağ dışı insanında  bile görüle bilen bir saçmalıktır.
Merhum babam, bu tür şeylere inandığı için, nazara, uğura, uğursuzluğa değer vermiş olduğu için, köyün dışındaki bağımıza, bağın içerisine bir ölmüş köpek kafası asar, yüksekçe bir yere dikerek, bağa girenlerin nazarlarını o köpek kemiğine bakması birlikte, nazar, göz değmesi illetinden bağı, üzümleri kurtarmış olduğuna inanırdı.
Demek ki, uğur, uğursuzluk hastalığı, taa bidayetinden beri her toplumda hayat bulmuş, yaşanır olmuş bir hurafe fikirdir.
" Eski Türk ananesinde, " boş" olmadığına, uğurlu olmadığına inanılan yerlere " tekin değil" denirdi. Çünkü inanışa göre oralarda cin, peri gibi ' tehlikeli' varlıklar bulunurdu ve tehlikeli yerlerdi. Boş, tehlikesiz, uğurlu olduğuna inanılan yerlere ise ' tekin' denirdi.
Putperestlik çağında Türklerin,  tabiatta gördükleri her 'ulu' varlığı, özellikle yüce dağları ve tepeleri kutsadıkları ve oralara secde ettikleri bildirilmektedir. Anadolu'da hala ' uğur'lu ya da 'uğursuz' olduğuna inanılan ' ulu kaya'lar, ' ulu ağaç'lar ve ' boş olmadığı' söylenen bazı yerler bulunmaktadır. Boş olmadığına inanılan bu ulu ağaçlara uğur getirmesi umuduyla çaput bağlanır." ( a. g. dergi, sayfa 14)
Netice olarak;
Vahiyle kucaklaşmamış toplumlarda, daha doğrusu tevhidi düşünceyi özümsememiş kitlelerde, bu tür sapkın, sapık, yanlış düşüncelerin, adetlerin, geleneklerin varlığı, yaşandığı hala izlenmektedir.
Umarız ki, Müslümanlar, Tevhidi düşünce ile, haşir neşir olur da, bu tür aslı, astarı olmayan, hurafi, bid'at, uydurma şeylerden kurtulmuş olurlar.
Çünkü, Yüce Allah'ın yaratmış olduğu hiç bir varlıkta, ister insan olsun, ister icad olsun uğursuzluk, uğurluluk diye bir mefhum bulunmamaktadır..
Bunların tamamı, tıpkı nazar gibi, nazar değmesi gibi, insanların evhamı, vehimi, halüsinasyonu, tereddüdü ve uydurması hallerdir.
Yüce Allah, kainatta, hiç bir şeyi lüzumsuz, gereksiz yere yaratmamış, tamamının yaratılışında bir sebep, bir hikmet var etmiştir. Rabbim!.. Bu aziz millete, Kur'anî anlayış, algı ve idrak lütfetsin!.. Selam ve dua ile..
Etiketler : mehmetdalkilinc
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Kategorinin Diğer Haberleri